
Edebiyatın yapay zekâya bırakılmayacak kadar önemli olduğunu düşünüyorum. Bu yüzden bu proje, roman yazan bir makine kurduğumu anlatmıyor; daha doğrusu, böyle bir makine kurmaya çalışmadığımı anlatıyor.
Amacım daha farklıydı. Oyunlarda ve D&D masalarında gelişen hikâyelere yıllarca maruz kaldım ve hepsini hayranlıkla oynadım, dinledim. Özellikle D&D masalarında organik şekilde gelişen hikâyeler, o anları benim için paha biçilmez kıldı. Bu tarz hobilerde bir dünya kurmak kolay. Zor olan, onu oturumlar, hikâyeler ve aylar boyunca tutarlı tutmak: kimin öldüğünü, hangi şehrin yandığını, hangi kuralın asla çiğnenmeyeceğini hatırlamak. İnsanlar bunun daha iyisini, yapay zekâya ihtiyaç duymadan, yıllarca yaptı. Amacım organik ve benzersiz olanı otomatize etmek değildi.
Fakat sonra şunu düşündüm: insanlık binlerce yıldır hikâye anlatıyor ve yukarıda bahsettiğim tutarlılık problemini çözmüş anlatılar zaten var. Mitler, destanlar, halk masalları, klasik romanlar. Bunları okuyup örüntülerini çıkaran ve o örüntüleri dünya kurmak için bir yöntem olarak kullanan bir sistem kurulabilir miydi?
Üç Okur, Üç Ayrı Bakış Açısı
Mythopoeia benim için böyle başladı. Fikrin özü basitti: aynı kitabı üç farklı gözle okutmak. Bakış açısı olarak (buna "lens" dedim) üç farklı yaklaşım benimsedim; bu üçü bence insanlığı anlamak için gerçekten önemliydi:
İlki bir mitolog gibi okuyordu. Bu hikâye hayat ve ölüm hakkındaki hangi derin soruya cevap veriyor? Özetle, insanın nefes aldığı aralığı inceliyordu.
İkincisi bir antropolog gibi okuyordu. Bu hikâye nasıl bir toplumu koruyor ya da sarsıyor?
Üçüncüsü bir şair gibi okuyordu. Bu nasıl anlatılmış ve neden hâlâ işe yarıyor?
Üçünün de birer adı var: Erendiz (mitolog), Wilson (antropolog) ve Tyler (şair). Üçü, üç farklı yapay zekâ modeliyle çalışıyor. Bunlar günlük hayatımda kullandığım araçlardı; başka modellerle de aynı kurulum çalışacaktır. Önemli olan modeller değil, yapı. Her agent önce kitabı, diğerlerinin ne yazdığını görmeden tek başına okuyor. Sonra birbirlerinin notlarını okuyorlar. Biri kendi okumasında gerçek bir eksik görürse geri dönüp kitabı yeniden ele alıyor.
En baştan bir şeye dikkat ettim: bu üç ses hiçbir zaman tek bir sese dönüşmemeliydi. Aynı işi yapan üç agent, onlarca kitap boyunca yavaş yavaş birbirine benzeyip sonunda tek bir "komite sesine" dönüşebilirdi. Bu yüzden her agent baştan sona kendi lensinde kaldı. Üç ses yalnızca bir kez buluşuyordu: dünya kurulurken.
İlk testlerimde üç yapay zekâ onlarca kitabı okudu, 141 ayrı analiz yazdı (yaklaşık 171.000 kelime) ve 101 tur okuma ve değerlendirme yaptı.

Tekrar Tekrar Karşıma Çıkan Örüntüler
Bir süre sonra bazı şeyler kitaptan kitaba tekrar etmeye başladı. Kitaplarda eşikler her şeyi belirliyordu. Bir kapı, bir kıyı, ölüler diyarının sınırı, geçiş yapılan bir alan. Bir karakterin kim olduğundan çok, o sınırı nasıl geçtiği önemliydi. Agent'lar bu yapının Homeros'tan Dede Korkut'a, gotik romanlara kadar 16 ayrı kitapta aynı mekanizmayla işlediğini fark etti.
Diğer bir örüntü ise şuydu: "Kaderini bilmek seni kurtarmıyor." Kaynaklarda kehanet duyuluyor, anlaşılıyor ve yine de gerçekleşiyordu. Bu örüntüye İskandinav, İrlanda ve Yunan anlatılarında, Shakespeare'de, Platon'da; birbirinden tamamen farklı yedi kaynakta rastladım.
Keşfettiğim bir diğeri: "Ölümsüzlük kazanılmıyor, sadece bir isim kalıyor." Gılgamış başaramıyor. Akhilleus, ölüler arasında kral olmaktansa yaşayan bir hizmetkâr olmayı tercih edeceğini söylüyor. Kalıcı olan beden değil, insanların bizim hakkımızda anlattığı hikâye.
Bunların yanında, tek bir kitapta geçse bile dünya kurmak için harika olan fikirler de vardı. Dede Korkut'ta insan ikinci adını ancak bir iş yaptıktan ve topluluk o işi duyup onayladıktan sonra alıyor. Kalevala'da bir yarayı iyileştirmek için, o yaraya neden olan şeyin nasıl var olduğunu anlatman gerekiyor; hikâyeyi yanlış anlatırsan yara kötüleşiyor. Bir Dungeon Master olarak, bunların üzerine kurulmuş bir dünyayı hayal edip o dünyanın olasılıklarını düşündüğümüzde kimin içini heyecan kaplamaz ki?

Agent'ların bulduğu sonuçlarda çarpıcı bir şey daha vardı: 40'tan fazla kitapta, dünyanın iyi yaratıldığı ve iyi kaldığı tek bir yaratılış hikâyesi bulunamadı. İskandinav dünyası öldürülmüş bir devin bedeninden kuruluyor, Fin dünyası bir kazadan doğuyor, gotik romanlar eski bir suçla başlıyor. Beni gerçekten düşündüren cümleler ise Tyler'dan geldi:
"Belki de ders şu: kusursuz bir yaratılışta anlatılacak bir şey kalmaz. Her dünyanın içinde bir çatlak olmalı. Belki de doğru kitapları henüz kaynak olarak edinmedik."
Bu da beni bir sonraki konuya getiriyor.
Agent'lar Bana Kendimi Gösterdi
Bir süre sonra sistem, bana yeni bir şey öğretmeyen konuları "doygun" olarak işaretlemeye başladı: eşikler, kader, iktidarın kendini haklı çıkarma yolları. Kurduğum sistem, bu konularda yeni kitap eklemenin artık bir anlamı olmadığını apaçık şekilde gösteriyordu.
Ama asıl çarpıcı olan, sistemin bana eksikleri göstermesiydi.
Kitapları ben seçmiştim. Çoğu Avrupa ve Akdeniz geleneğinden geliyordu; kahramanları çoğunlukla krallar ve savaşçılardı. Agent'lar da tam olarak buna benzeyen bir dünya oluşturmaya başladı. Onlara hangi kültürü verdiysem, o kültürün örüntülerini çıkardılar. Sonuçlara bakınca listemde neyin olmadığını gördüm:
Çin, Hindistan, Afrika ya da Güneydoğu Asya'dan neredeyse hiçbir şey yoktu. Yukarıda "evrensel" gibi görünen bazı örüntüler, aslında tek bir kültürün kendini tekrar etmesi olabilirdi.
Dükkân işleten, zanaatkârlık yapan, komşusuna yardım eden sıradan insanlar yoktu.
Güçlü kadın karakterler vardı ama hikâyeyi kendi aralarında uzun uzun konuşarak taşıyan kadınlar neredeyse yoktu.
Mesajlaşma kayıtları, oyunda kullanılabilecek belgeler gibi modern biçimler hiç yoktu. Oyun dünyaları için kurulan bir sistemde bu belki de en büyük eksikti.
Bu, projemde benim adıma en önemli ders oldu. Bir yapay zekâ sistemi, ona verdiğin dünyanın ötesini göremiyor. Ama iyi kurulmuşsa, o dünyanın sınırlarını sana gösterebiliyor. Bir sonraki kitapları artık bildiğim şeylere göre değil, sistemin henüz görmediğini söylediği şeylere göre seçmeye karar verdim.
"Sığ" Kelimesini Ölçmek
Sistem dünyayı kurup ilk bölümleri yazmaya başladığında başka bir sorunla karşılaştım. Metinler temizdi, hatasızdı ve sıkıcıydı. Tek cümlelik paragraflar, her paragrafın sonunda kısa ve alıntılanabilir bir cümle. Yanlış bir şey yoktu ama aklında hiçbir şey kalmıyordu. Özetle, bir insanın dokunuşundan (elbette) uzaktı.
Önce "sığ" kelimesinin benim için ne anlama geldiğini yazıya döktüm: bir bölümün hangi durumda reddedileceğini, bir kısmı sayılabilen, bir kısmı yargı gerektiren somut kurallar hâlinde listeledim. Sonra modeli değiştirmeden, sadece döngüyü değiştirdim. Aynı bölüm üç kez elden geçti: önce yoğunlaştırma, sonra kilit sahnelerin üçer farklı versiyonu ve yazılı kurallara göre aralarından seçim, en son budama. Her geçişten sonra metni ölçtüm.
Yapı tamamen değişti. Paragrafların %41'i tek cümleydi; bu oran sıfıra indi. Bölümün dönüm noktası iki kısa replikten ibaretti. Seçilen versiyonda karakter, hem babasını hem kendisini suçladığı ve kalmaya karar verdiği 182 kelimelik uzun bir konuşma yaptı. Bölümün en güçlü anı oradan çıktı.

Ama iki şey beklediğim gibi gitmedi.
Birincisi, o kısa "alıntılanabilir" cümleler ilk geçişte 29'dan 7'ye indi, sonraki iki geçişte yeniden 10'a çıktı. Aynı deneyi başka bir dünyada, başka bir dilde de yapmıştım; sonuç aynıydı. Bu bir tesadüf değil, modelin bir alışkanlığıydı.
İkincisi, beni en çok düşündüren şey oldu: model ölçütümü kandırdı. Tek cümlelik paragrafları sıfıra indirmek için iki karakterin konuşmasını aynı paragrafa doldurmuştu. Sayı mükemmel görünüyordu, metin ise bozulmuştu. Bunu ancak metni okuyunca fark ettim; ölçüm aracım yakalayamamıştı.

Bir sayıyı hedef yaptığında, model sayıyı tutturup asıl amacı ıskalayabiliyor. Bu bana yapay zekâyla çalışmak hakkında belki de en önemli şeyi öğretti: çıktıyı ölçmek yetmiyor, ölçtüğün şeyin gerçekten istediğin şey olup olmadığını da sürekli sorgulaman gerekiyor.
Neden Roman Yazdırmıyorum
Daha doğrusu yazdıramıyorum. Bu projede bir bölüm yazdırdım, çünkü sistemin ayakta tuttuğu dünyanın gerçekten işe yarayıp yaramadığını görmenin yolu buydu. Ama amacım edebiyatı makineye devretmek değil.
Bir yapay zekânın iyi yapabileceğini düşündüğüm şey başka: binlerce yıllık anlatılardaki örüntüleri taramak; bir dünyanın kurallarını, kanonunu ve kim olduğunu aklında tutmak; bir hikâye anlatıcısına, kuracağı dünya için sağlam bir zemin vermek. Masaya oturan Dungeon Master'ın ya da oyun tasarımcısının yerine geçmek değil, onun elindeki malzemeyi zenginleştirmek.
Henüz Bitmedi
Bu bir hobi projesi ve bitmiş değil. Sırada şunlar var:
Tutarlılık şu an yazılı ama kontrol edilmiyor. Agent kuralları okuyor ama yazdığı bölümün o kuralları çiğneyip çiğnemediğine henüz kimse bakmıyor.
Metni yazan modelden farklı bir modelin yargıladığı bir değerlendirme sistemi. Ölçütümü kandıran modeli yakalamanın yolu bu.
Avrupa dışından, gündelik hayattan ve modern biçimlerden yeni kaynaklar.
Ve gerçekten kullanılabilecek iyi bir metin üretebilmek bu şu anda en büyük sorunlardan biri.
Projenin tamamı, örnek analizler, demo dünya ve revizyon deneyinin bütün çıktıları GitHub'da: github.com/cnrsamet/mythopoeia-agents